Kişisel kategorisindeki yazılar

Nereye kayboldu o eski Ramazanlar?

Tarih: 02 Temmuz 2014 Çar 4:03 | Bu yazı 2.238 kez okundu.

Ben küçüklüğümü hatırlıyorum da çok daha farklıydı. Mani sesi ve davul sesi sokakta yankılanırdı. Cep telefonunun bile çok kişide olmadığı, olanların ise yeni yeni alarm uygulamasını keşfettiği dönemlerdi. Haliyle herkes uyanmak için davul sesi duymayı beklerdi uykusunda. Ya da ev telefonunu uzunca çaldırarak uyanamayan komşular uyandırılırdı. Ama teknoloji tüm bunları bitirdi. Artık herkesin akıllı telefonu var, telefonunda alarm uygulaması var. Hatta insanlarımız artık alarma bile ihtiyaç duymaz oldular. Bilgisayar çıkalı, internet çok kullanılır olalı insanlar sahur saatine kadar bilgisayar, internet ve oyun üçgeninde zaman geçirir oldular.

Gelenek diye şu yaşıma kadar devam eden Ramazan davulculuğunun ne tadı kaldı ki? Mani söylemeden, iki tokmağa vurup Ramazan’ın son günlerinde kapımıza bahşiş geliyorlar. Bahaneleri de hazır, her gece uyandırmış bizi. Hadi oradan! İnanır mısın, kapıya gelen davulcuların  bahşiş beğenmeyeni bile oluyor. 3 lira veriyorsun beğenmiyor, 5 lira veriyorsun beğenmiyor. Sanırsın paşa çocuğu! Anlamadığım bir durumda şu apartmana girip tokmağıyla apartmanda absürt ses çıkartmaları. Bir insan niye apartmanda davul çalar ki? Ben geldim ulen bahşişleri hazırlayın demek için mi? Artık insanlar apartmanda tokmak sesini duyduğunda evde yokuz numarası yapmak için ışıkları bile kapatıyor. Niye? Böylelerine para kaptırmamak için. En doğrusunu yapıyorlar bence.

Hani diyoruz ya, Ramazan’da bir şey eksik diye, nerede o eski ramazanlar diye. İşte o ruhun eksikliğinin bir sebebi de bunlar. Artık gönülden yapılan işler tekniğe dökülmüş gibi işliyor. Her şey planlı, her şey çıkara bağlı. Kaçımız oruç tutarken dışarıdaki fakir insanlara bakıp da yardım etmek için etrafı gözetliyoruz? Hiçbirimiz. Hepimiz için Ramazan’da tek ortak nokta var. İftar saatini beklemek ve 18 saat aç kalacak bünye için sahuru kaçırmamak. Hep kendimizi düşünerek devam ederiz oruç tutmaya.

Bazen düşünüyorum oruç niye var diye. Diyeceksin ki yoksul insanları, aç insanları anlamak için. Normal zamanda zaten kimse kimseyi düşünmüyor ki. Eskiden çok güzel uygulamaymış ama günümüzde orucun bir anlamı yok ki. Kaçımızın iftar sofrasında fakir biri var? Kaçımız fakir birini doyuruyoruz? Oruç tutmadığımız zamanlarda günah yazılmasın diye fakire para vermek midir (kefaret) sevap kazanmak? Geçin bunları. Eski Osmanlı ile şu an arasında yığınla fark var.

Sakız manisi bile bilmeyen Ramazan davulcuları, paragöz insanlar ve bakar kör insanlarla mübarek Ramazan günleri nereye kadar böyle gider merak ediyorum. Gerçi, böyle gelmiş böyle gider diyor insan içinden ama inşallah biraz daha eskiye dönük yaşarız bu günleri…

Yeni parfümüm: Zara Gold!

Tarih: 21 Haziran 2014 Cts 2:30 | Bu yazı 13.162 kez okundu.

Bu zamana kadar sayısız parfüm değiştirmişimdir. Armani Code, Lacoste, Diesel ve Caldion gibi sayısız parfüm kullanmışımdır. Fakat hiçbirinde tam aradığım kokuyu bulamıyordum. Eksik kalan bir şeyler var gibiydi. En sonunda Zara Gold aldım ve bu parfümü kullanmaya başladım. Kokusu gerçekten muhteşem.

Bugün sinema için Ankamall’a gittiğimiz sırada Zara’ya uğrayıp iki kutu Zara Gold parfüm aldım. Tanesi 20 liradan toplamda 40 lira ödeyip çıktım. İlk incelemeyi hemen sevgilimin eline sıkarak test ettim. Biraz şekerimsi ve albenisi olan kokuya sahip. Mutlaka alıp denemeniz gerek. Sokaklarda veya internette satılan replika yani yan sanayi parfümleri bu zamana kadar bende denerdim fakat bu çok başka. Orijinal bir parfüme 20 lira vermek çok olmasa gerek değil mi? Ürünün kutusu parfüme göre biraz büyük duruyor ama her gün üstümüze üç kez sıksak uzun süre yetecektir.

Kullandığım eski parfümlerin nasıl koktuğunu merak edenler olabilirler. Hemen söyleyeyim. Armani Code orta düzey kokusu var fakat çok sıradışılık aramayın bu kokuda. Burnu gıdıklayan bir kokusu yok açıkçası. Lacoste gerçekten mükemmel bir kokuydu. Bende yeşil kabı olanı vardı. Çok hafif ve yaz ayları için ideal bir kokusu, parfümü bitirene kadar kullanmaya itti beni. Diesel ise tam bir erkek kokusu. Ağır bir kokusu var ama kalıcı. Ben sıktığımda üstümden gitmezdi kokusu. Caldion ise ilk kullandığım parfümdü ve severek kullanırdım fakat kokusunu hatırlamıyorum. Armani Code tarzı bir şeydi ama. O yüzden tekrardan almamıştım.

Bakalım Zara Gold uzun zaman kendinde tutabilecek mi beni?…

Gittik: Kış Uykusu

Tarih: 20 Haziran 2014 Cum 0:19 | Bu yazı 2.457 kez okundu.

Gittik ama keşke bu filme girmez olaydık. Bugün yine hatunla sinemaya gittik. Kafamızda başka filmler vardı ama Kış Uykusu’ndan başka düzgünce film yoktu. Hep çizgi film vardı. Biz de hatunun israrı ile üç saat sonra başlayacak olan Kış Uykusu filmine bilet aldık. Alırken yerimizi kendimiz ekrandan seçebiliyoruz ve o sırada salonun bomboş olduğunu gördüm. Her yerde yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan’ın yaptığı ve ödüllü denilen film için tüm salon nasıl boş olabilirdi? Neyse dedik ve gezmeye başladık. Film başlayıncaya kadar yemek yedik, gezdik, kıyafet aldık derken vakit geldi ve girdik iki numaralı salona. Bilerek salonun en üstünden almıştım fakat o da ne? Tam da bulunduğumuz yerin önü, solu, sağı hep insan kaynıyor. Fakat öyle bir kalabalık ki salonun sadece dörtte biri dolu. Şaşırdım, kaşırdım, maçıldım, saçıldım derken film başladı. İlk başlarda elbette filmin ne olduğunu yavaştan çözmeye çalışıyorsunuz. Haliyle sıkılmıyorsunuz. Fakat bu filmin aksiyonsuz, hiçbir şey anlamayacağınız berbat bir ilk yarısı var. Her dakika içinizden “herhalde bir şey olacak ve bir olaya giriş yapacaklar ve film devam edecek” diyorsunuz. Ama yok, tek iyi yer yok. Salonda insanlar sıkıntıdan patladı. Öyle ki biri gerçekten patladı ve osurdu. Bu osurukçu abiler hep bizi mi buluyor anlamıyorum ama adam bildiğin osurdu. Kim yaptı lan falan derken ilk yarısı zaten bitti. Filmin ilk yarısı inanmayacaksınız ama tam iki saatti. Normalde bir filmin süresi iki saat olur ama bu filme torpil yapmışlar gibiydi. Böyle sıkıcı bir filmi kim 3-4 saat izleyebilir ki? İlk yarısından itibaren bu filme devam etmedik ve eve döndük. Salondaki çoğu kişi de böyle yaptı herhalde.

Sinema biletleri için cinemaximum vs. uğraşmayalım diye 24 liradan olduk ama içim acıdı. İzlediğim filmde aklımda kalan veya bana anlatmak istediği tek nokta yok. Böyle konusu olan bir film tek başına izlenmez, sevgiliyle izlenmez, arkadaşınla izlenmez. Kim izler bu filmi? Kimler izlemiş de ödül vermişler? Filmin neyine ödül vermişler? Filmde rol alan kişilerin ne kadar değerli sanatçılar olduklarını biliyoruz. Rolleri de bir o kadar süper. Ama filmde neden bir şey yoktu? Bize ne anlatmak istiyordu gerçekten hala anlamadım. Hiç değilse parasını verdik konusunu anlatın da bilelim diyebileceğim biri de yok. Resmen 24 lirayı aldım, elimle çöpe attım.

Size tavsiyem gençler, abiler, ablalar, kardeşler, dayılar, yengeler, hatçeler, pelinler, zülküfler… Bu filme gitmeyin demek istemiyorum. Gidin ve ne cacık olduğunu görün diye gidin istiyorum. Madem ödül almış, madem birileri bu filmde bir şey görmüş, gidin sizde izleyin ve ne gördüğünüzü, anlatmak istediğini kafanızda kendinize sorun. Bakalım cevap alabilecek misiniz kendinizden…

Hadi öptüm üçgen vücut gençlik…

Toplam 14 sayfa, sen 5. sayfadasın.5610
  • Eskişehir Escort Bayan kayseri escort İzmir Escort antalya escort Bodrum Escort Bayan Ankara Escort Bayanlar izmir escort porno porno izle sex hikayeleri arap porno gaziantep escort adana escort